Gevende’ye kulak verin!

Bazen çok önyargılı ve tembel oluyorum.

Özellikle bazı Türk gruplarının müziklerini dinlemek konusunda. Mükafatım tabii sonrasında başımı duvarlara vurmak ve arayı kapatmak için sürekli dinlemeye, konserlerine gitmeye çalışmak oluyor.

Gevende ile de aynı böyle oldu. Bir pişmanlık ve aman ben ettim siz etmeyin yazısı ile başlayayım müzik dolu yazılarıma.

Gevende’nin adını ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum, ama dinlememiş olsam da yıllardır biliyorum. 2000 yılında kurulmuş olan bir grup olduğunu düşünürsek, 16 yılda insan eşek değilse bir dinler değil mi? Yok efendim! Ne hikmetse, üstüme yapışan son 10 yılda mantar gibi türeyen Türk alternatif rock grubu klasmanına giren gruplara biraz uzak durma eğilimi yüzünden bu grubu ıskalamışım. Ha şimdi dinlerim ha sonra dinlerim derken (çünkü sevildiğini biliyordum) 16 yıl oyalanmışım. Hadi belki 2000’de kuruldu ama ben 2000’den beri bilmiyorum dersek yine de rahat bir 10 senedir keşfedebilirmişim ama resmen şans vermediğim için ıskalamışım. Adamlar H2000’de de sahne almış mesela, ya da 2006’da Babylon’da ama benim, peeeeeh, hiç umrum olmamış. Yanlış anlatmayayım kendimi de, Türk gruplarına karşı bir önyargım yok, mesela Nekropsi gibi Türk müzik sahnesinin medar-ı iftiharı bir grubu bayılarak dinlerim. Sadece, o dönem çok fazla farklı olmaya çalışan grup türemişti sanırım, ben de ilgilenmeyi bırakıvermişim. Burada tembellik giriyor işte işin içine. 🙂

Neyse öyle ya da böyle geldik bir Kasım akşamına, yıllardan 2016. Hiç ama hiç hesapta yokken Tünel’de arkadaşlarımla yediğim yemekten sonra karşıya geçecekken kendimi Salon IKSV’de Gevende konserinde bulmuştum. Grup hakkında hala çok az fikrim vardı, ve bir anda çalan müziklerle büyülenmiştim. O konser sırasında o kadar çok şey düşünmüştüm ki. Gevende’yi biliyor musun denildiğinde, hıı evet biliyorum ama dinlemedim henüz diyip durduğum bir sürü ana mı yanayım, şarkıların müzikal kalitesine mi şaşırayım, grup üyelerinin ne kadar iyi olduklarına mı odaklanayım, yoksa herkesin bir ağızdan aslında hiç olmayan bir dilde şarkılara eşlik edişine ve benim bu olayın dışında kalışıma mı hayıflanayım bilememiştim o an. Resmen utanmıştım. Bu kadar müzik seven, güzel müzikleri ve grupları bulmakla övünen ben, sınıfta kalmıştım.

En azından hatalarını hemen düzeltmeye çalışan bir insanım. 28 Şubat 2017’de Babylon’da yeni albüm lansman konseri olacağını görünce, hah! demiştim, bunu kaçıramam. Ve iyi ki gitmişim. Arada biraz da dinlediğim için eski şarkılarını daha bir keyifle, yenileri ise ayrı bir hevesle dinlemiştim. Kırınardı albümü Gevende dinleyicilerinin yıllardır beklediği bir albümdü, biraz sound olarak eski albümlere göre değişik olmasına ragmen bayağı sağlam bir albüm. Müzikal olarak bir yere oturtmam gerekirse (lütfen gerekmesin, kategorilere koymayı hiç beceremiyorum) belki post-rock denebilir ki bu terimi bazen müzik endüstrisi bile kullanmayı sevmiyor. Dinleyin kendiniz karar verin. J

Gevende’yi daha sonra 3.kez ve en son 1 Şubat 2018’de yine Babylon’da izledim. Yine sahne hakimiyetlerine, müzisyenliklerine, dinleyicilerinin sevgisine, şarkılarının bende oluşturduğu o ruhani bir deneyim yaşıyormuşum hissine şahit olup bir kez daha sevdim Gevende’yi. Şarkılara da artık daha bir hakim olduğum için her konser daha da keyifli hale geliyor. Ve hala grup üyelerini ve müzikal olarak ulaştıkları noktayı daha da bir hayranlıkla izliyorum. Kendimce küçük de bir hayranlık notu, her enstrümanı çok seviyorum (hele piyano ayrı, hele bas gitar ayrı falan diye bir sürü ayrılacalık tanıyabilirim aslında) ama Gevende’nin müziğinde trompetin ve dolayısıyla Serkan Emre Çiftçi’nin de etkisini ayrı bir seviyorum, onu da söylemeden geçemeyeceğim.

Bu arada bu yetenekli insanlar sadece albüm çıkartmakla da yetinmiyor. Gevende konserine gidelim diye öneren arkadaşım Gevende’yi mesela Monochroma adlı bir Türk oyununu oynarken müziklerini farkedip kim bunlar diye araştırıp buluyor. Ben hem böyle bir Türk oyunu olmasına hem de oyunun üreticilerinin Gevende’yle müzikleri yapması için anlaşmasına şaşırmıştım, ama belki de şaşırmamak lazım. Çünkü Gevende’nin vokallerinde de sorumlu olan gitaristi Ahmet Kenan Bilgiç film dünyası ile de çok iç içe. Daha önce Tolga Karaçelik’in yazıp yönettiği Sarmaşık adlı filmin müziklerini yapmıştı. Yakınlarda ise adını Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri En İyi Film Ödülü’nü alan ve yönetmenliğini yine Tolga Karaçelik’in yaptığı Türk filmi Kelebekler’in müziklerini yaparak ve Sundance’de en iyi film ödülünü ekipçe kutlarken duyurdu.

Biraz da işin magazinine girersem, grup şu şekilde de sinema endüstrisi ile biraz iletişimde. Ahmet Kenan Bilgiç oyuncu Şebnem Hassanisoughi ile evli; grupta viyola çalan Ömer Öztüyen ise yakın zamanda Ezo Sunal ile evlendi.

Bu kadar bilgi, hayranlık, ve magazinsel küçük detaylardan sonra en yakın ne zaman onları yakalayabilirsiniz onu da söyleyeyim. 8 Mart 2018’de Salon IKSV’de sahne alacaklar, sevenler kaçırmasın derim. Bir de benim gibi geç tanışanlar, youtube’dan bir dinleyiverin, eğer ki azıcık bile hoşunuza giderse konsere kesin gidin, canlı izlemek ayrı bir keyif. Size bir güzellik yapacağım, neyi kesin dinlemeniz gerek söyleyeyim. Benim gitmediğim için (çünkü dinlemiyordum, çok mantıklı) asıl pişmanlık yaşadığım St. Antuan konserinin canlı kaydı! Şuraya youtube linkini bırakacağım, en kısa sürede dinleyin.

https://www.youtube.com/watch?v=M7Hjs2U7qII

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s